6 Temmuz 2009 Pazartesi

Fabregas'ın Değeri


40 milyon euro ? Arsenal ve İspanya Milli takımının formayı sırtına geçiren en genç ismi için Wenger ve kurmaylarının biçtiği fiyat bu. Az veya çok tartışmaya açık. 2003 yılında 2.25 milyon pounda Barcelona'dan alındığını düşününce Wenger'in bu işi gerçekten bildiğini söylemek mümkün. 22 yaşındaki kaptanını satmak istemiyor Arsenal doğal olarak. Ancak Laporta ve Perez'in bu genç İspanyola talip olduğunu hergün dile getiriyor İspanyol medyası. Guardiola'nın sisteminin tam adamı Fabregas ama İniesta ve Xavi'nin bir kopyası olan Fabregas'ın kimse Arsenal'de oynadığı kadar forma giyebileceğini iddia edemez. Peki Katalan Fabregas Real Madrid'de ne kadar oynayabilir ? Arsenal'deki gibi takımın sisteminin Fabregas etrafına kurulmayacağını görmek zor değil. Nankör olma Fabregas, Wenger senin için en iyisi...

Arda'dan önce - Arda'dan sonra


Öncelikle biraz Arda Turan'dan bahsetmek gerekir. Bugün Türkiye'de izlemekten zevk aldığım futbolcuların başında gelen 1987 doğumlu bu yetenek, 12 yaşında Galatasaray altyapısına adım atmış. 05-06 sezonunun ikinci transfer döneminde kiralık olarak gittiği Vestel Manisaspor'da Ersun Yanal ile geçirdiği yarım sezonun ardından Galatasaray çatısı altına dönen Arda'nın Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme maçında FK Mlada Boleslav karşısındaki performansını iyi hatırlıyorum. Sol kanattan içe yaptığı bindirmeler, attığı iki gol ve yaptığı bir asistle maçı izleyen herkesin beğenisini toplamıştı o zamanlar 19 yaşında olan Galatasaray tribünlerinin gözbebeği. Burada dikkat çeken başka bir nokta, çoğu zaman transfer politikalarını 25-35 yaş arası Avrupa'nın eskimiş yıldızlarını almak şeklinde belirleyen Türk takımlarının birinde 19 yaşında bir futbolcunun Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor olmasıydı. Eric Gerets'in bu hamlesi şüphesizki Galatasaray ve Arda için çok yerindeydi. Burada bir parantez açarak başka bir konuya da değinmek istiyorum.O transfer sezonunda da her zaman olduğu gibi Türk medyası yine boş durmuyor, balon haberlerle sayfa doldurma peşinde koşuyordu. Maddi sıkıntılar içinde olan Galatasaray'ın medyayı ters köşeye yatırarak yaptığı Carrusca hamlesi ise artık genç yetenekler izlemek isteyen birçok taraftarın gözünde olumlu bir hamleydi. Ancak kim bilebilirdi ki Carrusca'nın gelişiyle canlanan umutların Galatasaray'ın alt yapısından çıkan ve daha ilk maçında gönüllere taht kuran Arda ile sevince dönüşeceğini...
Parantezi kapattıktan sonra konumuza dönelim. Arda'nın yaptığı iyi bir başlangıçtı ama her genç futbolcunun geçtiği sınav, yani profesyonel mentaliteye geçebilme sınavı 19 yaşındaki Arda'yı bekliyordu. Mlada Boleslav maçında yaptıklarıyla çıkar için çalışan bazı gazetecilerin göz hapsine giren Arda'nın bu isimlere fırsat vermeden kendi halinde işini yapması çok önemliydi. Ancak 06-07 sezonunun ilk yarısı çıkar medyasının istediği gibi gitti. Gece hayatı iddiaları ile gazeteleri süslemeye başlayan Arda'nın Kasım ayındaki Bordeaux maçında Zidanevari bir hareketle Jurietti'ye kafa atması pusuda bekleyenlerin ekmeğine yağ sürüyordu. İtiraf etmek gerekirse az da olsa benim de umudum bir nebze kırılmıştı bu hareketten sonra. Arkadaşlarımla yaptığım futbol sohbetlerinde bu konuyu konuştum bende çoğu futbolsever gibi. 2006 yılının son ayları profesyonel ve genç bir futbolcu için umutların biraz daha uzayacağını göstediyordu. Ancak 07-08 sezonu başlarken Adnan Polat yönetiminin takımın başına getirdiği disiplini ile ünlü Feldkamp hem Arda'nın, hem de genç yeteneklerin profesyonel olamayışını seyretmekten sıkılarak umudunu kesmeye başlayan taraftarların futbol anılarında önemli bir yere sahip olacaktı. Feldkamp'ın ne kadar başarılı bir teknik direktör olduğu elbette tartışmaya açık bir konudur, ancak bu konudaki başarılı etkilerini göz ardı etmek bu yaşlı kurda hakaret olur. Bir dönem çalıştırdığı Kauserslautern'in yıldız futbolcusu Damir Hotiç'in ''Benim adım Hotiç. Ben kulübede oturmam'' demesiyle ertesi maçı Hotiç'e tribünde izlettiren Feldkamp, antreman disiplini ve profesyonel mentalitesi ile Arda'yı 20 yaşında profesyonel yapma yolunda ilk tohumları atıyordu. Çok değil, bir yıl geçmeden Euro 08'de hem futbolseverler, hem de Arda Turan bunun meyvelerini toplamaya başlamıştı. Euro 08'de ne durumda olduğunu son olarak gösterecek olan Arda için artık söylediğim tek şey vardı: 21 yaşında Türkiye'nin en iyi futbolcusu olmayı başaran bu çocuk, Türk futbolu için bir milat..
Şimdi gelelim yazının asıl konusuna, yani Arda'dan önceki ve sonraki tabloları incelemeye. Arda'dan önceki resmi yukarda biraz çizdim aslında. Yetenekli ama profesyonel olamamış, medya ve taraftarların ilgisini çekmeyi başardığı an aklı toptan başka yerlere kaymaya başlamış bir yığın futbolcuyla dolu bu resim. Genç yaşta uefa kupasını gören ve yeterli seviyede olduğunu düşünüp soluğu Avrupa'da alan ve en verimli yıllarını yedek kulübelerinde geçiren Emre, Okan, yürüyerek adam geçme gibi bir meziyete sahip olan Yusuf Şimşek, Beşiktaş'ın yıldız sıfatıyla sahaya sürdüğü ve bugün biri 25, diğeri 24 yaşında olmasına rağmen hala yapabileceklerinin çok çok altında işler yapan İbrahim Akın, Gökhan Güleç, Glatasaray altyapısından yetişen ve profesyonellik sınavını Fenerbahçe'de vere(meye)n Ceyhun Eriş. Kemal Aslan, Ayhan Akman, Fatih Akyel.. Liste uzuyor. Tekrar altını çizmek istiyorum, bu isimler gerçek bir profesyonel olma çağında hakettikleri noktalara gelememiş, çeşitli nedenlerle profesyonelliği ya ertesi yıllara ertelemiş, ya da hiçbir zaman gerçek bir profesyonel olamamış isimler. Peki hiç mi yüzümüz gülmedi bu yıllarda ? Güldü tabiki. 9 yıl Tugay Kerimoğlu, 7 yıl da Nihat Kahveci oynadıkları futbolla göğsümüzü kabarttılar. Ancak yukarda saydığımız yeteneklere bakınca iki isim gerçekten az Türk futbolu için.
Peki ya Arda'dan sonrası ? Türk futbolunun kör talihi kırılacakmıydı ? Önce Arda 19 yaşında formayı sırtına geçirdi. 21 yaşında Türk futbolunun en değerli ismi oldu. Bu, büyük takımların gençlerinde birşey yapabileceği gerçeğini görmesine yardım etti. Önce Gençlerbirliği Oftaş, ardından Fenerbahçe Gökhan Gönül'e formayı vererek Türk futboluna bir sağ bek kazandırdı, ardından Ertuğrul Sağlam Serdar Kurtuluş ve Serdar Özkan'ı 20'li yaşlarında sahaya sürdü. Ben demiyorum ki bu isimler çok yetenekli, ama Türk futbolunun gençlere güven duyduğu yıllarda hepsi genç yaşlarında sahaya çıkma şansını yakalamış ve bu şansı 2000'li yılların örneklerinden çok daha iyi değerlendirmişlerdir. Batuhan Karadeniz, Sercan Yıldırım, Volkan Şen, Uğur Uçar, Özer Hurmacı, Abdülkadir Kayalı, İsmail Köybaşı, Selçuk İnan, Ceyhun Gülselam, Abdullah, Barış Özbek, Serkan Çalık... Bunlar benim bir çırpıda sayabildiklerim, oturup düşününce çok daha uzun bir liste yapılabilir. Bu isimlerin hepsi Arda'nın milli takım ve Galatasaray forması altında sergilediği başarılı futbolun getirdiği gençlere artı puanla yeteneklerini birleştirmiş ve en yaşlısı 21 yaşında süper ligte forma giymiş isimler. Tabiki hepsinin kesinlikle profesyonel olduğunu söyleyemeyiz henüz, ama bir futbolsever olarak Türk takımlarında bu kadar genç ismin şüphe edilmeden oynatıldığını görmek Avrupalı takımlara kafa tutacak seviyede takımlar kurabilmemiz yolundaki umudumu artırıyor. Umarım ben de blogdaki bu ilk yazımın ardından yazacaklarımla profesyonel bir blogçu olmayı başarırımda topun etrafında dönen dünyamı topa biraz daha yaklaştırırım...