
Galatasaray deplasmanda Panathinaikos'u 3-1 yendi. Bu yıl Galatasaray'ı ilk defa 90 dakika izledim. Rijkard'ın Barcelona yıllarındaki yardımcısı Henk Ten Cate'nin yönettiği Panathinaikos, 1 yıl önce şampiyonlar ligi ön elemelerinde Villareal'e zor anlar yaşatmıştı ancak tecrübe ağır basmıştı ve Panathinaikos ön elemede kalmıştı. Bu yıl ise Şampiyonlar Ligi elemelerinde sahalarında Atletico Madrid'e 2-3 ve deplasmanda yanlış hatırlamıyorsam 2-0 yenilerek Uefa'ya geldiler. Kısa bir maç yorumu yapayım. Baros,'un güzel çalımına süratini de eklemesi savunmayı hataya zorladı ve açtığı orta defansın Elano'ya gol ikramına dönüştü. Elano'nun frikiğinin savunmaya çarpıp ağlara gittiği bir gol daha vardı maçta. Diğer gol ise Mehmet Topal'ın güzel pasında Baros'un kaleciyi de çalımlayarak boş kaleye topu yuvarlamasıyla geldi. Maçı izlerken aklımdan çocukluk yıllarımda izlediğim maçlarda Türk takımlarının Avrupa'nın devleri karşısında Panathinaikos'un düştüğü hallere düştüğü maçlar geçti. Artık Galatasaray'da tam bir ''Avrupalı'' olmuştu ve oynadığı futbolla rakibini hataya zorluyordu. Galatasaray'ın 09-10 sezonu UEFA'nın yeni formatında çıktığı ilk karşılaşma bu sonuçta, ne yorum yaparsak yapalım erken. Ama Galatasay oynadığı futbolla bana umut aşıladı açıkcası. Milli takım maçları ve Beşiktaş derbisinin yorgunluğu göze battı son dakikalarda. Takım Ayhan'ı çok aradı, Emre Güngör'de kendisinden umutlu olan taraftarların umutlarını tamamen bitirdi tekrar sakatlanarak, en azından benimki bitti. Neeskens&Rijkard el ele, haydi cimbom finale diyorum.
Fenerbahçe sahasında Twente'ye 1-2 kaybetti. Basketbol Milli Takımı ise çeyrek finalde Yunanistan'a uzatmalarda 76-74 yenildi. İsrailli hakem bizi katletti ancak Türkiye'nin kendinden kötü bir Yunanistan'a yenilmesini de sadece hakemlere bağlamak yanlış. Hidayet'in tek başına hücumları bitirmek istemesi maçın kaderini etkiledi. Son çeyrekte 8 sayı atıp takımı toparlasada benim yorumum bir duvar yapıp on duvar yıktığı yönünde..