4 Ekim 2009 Pazar

Sınav


Beklenen oldu. Eskişehir ve Sturm Graz beraberliklerinin ardından Galatasaray deplasmanda 3-0 kaybetti Ankaragücü'ne. 83'de Uğur'un yediği çalımdan sonra gelen gol takımı dağıttı, 88 ve 89'da gelen gollerler maç 3-0'a gitti. Uğur aynı çalımı Pana maçında da yemişti, o pozisyon da gol olmuştu. O zaman olur bir kerecik demiştim, ama şimdi Türkiye'nin orta sıra takımının futbolcusunun onu yerlerde süründürdüğünü görünce umutlarım bitti. Umarım kendini toparlar. Eskişehir maçını izlemedim. Sturm Graz maçında ise Galatasaray tek kale oynadı, maç 1-1 bitmesine rağmen sahadaki Galatasaray bana umut aşıladı. Ankaragücü'nün ilk yarısı ise yine tek kale şeklinde geçti, ama Galatasaray yine golü bulamadı. Evet Baros iyi forvet, koşuyor, hızlı, mücadele ediyor, gol için çırpınıyor ama şut çekemiyor. Yahu şut çekemeyen forvet mi olur? Farkındayım, ilk sezonunda 20'nin üzerinde gol atan bir forvet için çok acımasız bir eleştiri, ancak Baros o 20 golü atarken de ben aynı şeyi söylüyordum; bu adam şut çekemiyor, şut çekemeyen forvet mi olur? İki sezondur aklımda kalan tek golü var Baros'un iyi şutla attığı, o da geçen sezonun ilk haftalarındaydı.

Galatasaray yine futbolunu oynadı bu hafta, en çok hoşuma giden de bu zaten. Ne olursa olsun takım futbolunu oynuyor takır takır. Bugün Galatasaray kazanabilirdi de, ama iyiki yenilmiş diyorum maçtan sonraki tabloyu görünce. Hayatta öyle bir an gelirki, insanlar ağızlarından çıkan laflarla sınav edilir. ''Rijkard'a güveniyoruz'' söylemlerinin sınav edileceği an işte bu an. Takımın Beşiktaş'ı, Pana'yı yenerken zaten güvenirsin, arkasında olursun. Mesele işler kötü gittiğinde ekip olabildiğini göstermektir. Şimdi tüm camianın yapması gereken tek şey var, söylemlerine sadık kalıp teknik heyetine sonuna kadar güvenmek. Bir takım üç-dört maç puan kaybetmeyle kötü takım olmaz, şimdi gelecek maçı bekleme zamanı